Ayten Dersim: Değişim halkların ve kadının iradesiyle olur

Paylaş:

HABER MERKEZİ - Abdullah Öcalan’ın 8 Mart vesilesiyle gönderdiği mektubun kendileri için bir hediye olduğunu belirten PAJK Koordinasyonu üyesi Ayten Dersim, “Önderlik kadınlara barışa öncülük rolü verdi. Çünkü bu dünyayı değiştirme sorumluluğu kadınların omuzlarındadır” dedi.

Medya Haber TV’de özel bir programa katılan PAJK Koordinasyon üyesi Ayten Dersim, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 8 Mart dolayısıyla Kürt Kadın Hareketi’ne gönderdiği mektubu ve İran’a yönelik saldırıları değerlendirdi.
 
Ortadoğu’da Amerika ve İsrail’in yürüttüğü savaşın halkların çıkarına olmadığını, bu savaştan en çok kadınların ve çocukların etkilendiğini belirten Ayten Dersim, İran rejiminin mutlaka değişmesi gerektiğini, bunu da İran halklarının gerçekleştirebileceğini, ancak bu şekilde İran’ın demokratik bir sisteme kavuşabileceğinin altını çizdi. 
 
Yakınlaşan Newroz’u kadınların alanlara akarak kutlaması gerektiğini belirten Ayten Dersim, “Newroz bir direniş ruhudur. Newroz bir başkaldırı ruhudur. Newroz gerçekten bir isyan ruhudur. Kesinlikle bu mücadele ve bu ateş sönmeyecek. Bu ateş büyüdü, bu ateş tüm halkları, tüm kadınları, tüm onurlu insanları kapsadı” diye konuştu.
 
PAJK Koordinasyon Üyesi Ayten Dersim’in değerlendirmeleri şu şekilde:
 
“8 Mart’ı tüm halkımız, kadınlara, başta önderliğimize, tüm ilerici, direnen, özgürlük yanlısı olan tüm dünya kadınlarına ve dağdaki YJA Star gerillalarına kutluyoruz. Çünkü hâlâ 8 Mart içindeyiz. Tabii bir de 8 Mart’tan Newroz’a doğru yürüyoruz. Mart ayında şehit düşen başta heval Sema yoldaşı ve diğer tüm şehitlerimizi saygıyla, minnetle anıyor, mücadeleleri önünde söz veriyoruz; bu mücadele devam edecek. Bir de Önderliğimizin 8 Mart hediyesi…Her yıl hemen hemen Önderlik dışarıdayken de sürekli 8 Mart’ta tüm kadınlarla birlikte yeniden tanıma kavuşturmak, yeniden değerlendirme yapmak ve yeniden mücadele sürekliliğini belirlemede müthiş bir emeği, müthiş bir çabası, müthiş bir fedakârlığı hep oldu.
 
KADIN HAREKETİ’NİN ÖNDERİDİR ÖNDERLİĞİMİZ
 
Kadın Hareketi’nin önderidir Önderliğimiz. O anlamda İmralı’da da 27 yıllık esaret koşullarında Kadın Hareketi mücadelesini hep derinleştirdi. Bizi aydınlatan, bizi bilinçlendiren, bizi mücadeleye teşvik eden ve mücadele azmiyle bu özgürlük hareketinin yürüyeceğini ve kazanacağının bilincini ve felsefesini hep oluşturdu. Bu yıl da böyle büyük bir tarih değerlendirmesi ve Özgür Kadın Hareketi’nin şimdiye kadarki mücadelesini ve bundan sonra olması gereken mücadele stratejisini bir yol haritası olarak da biz Kadın Hareketi olarak ele aldık, alıyoruz. Ve buna ilişkin de önemli bir yoğunlaşma içindeyiz. O anlamda biz hem Dünya Kadın Hareketleri olarak tabii biz onların mirasının temsilcileriyiz, onlardan kopuk değiliz. Bir de biz Kürt Kadın Hareketi olarak önemli bir tarih süreci yaşadık ve yaşıyoruz da, devam ediyor bu mücadele sürecimiz.
 
O anlamda 8 Mart’ı hep şöyle ele aldık ve değerlendirdik. Evet, 8 Mart’a kadınların müthiş bir mücadeleyle verdikleri bedeller sonucu elde edilen bir kazanım olarak hep yaklaştık ve hep bunu güncelledik. Bir günü değil de, yılın bir günü değil de tüm günlerin kadın mücadele günleri olması gerektiğine hep inandık ve mücadelemizi bunun üzerine yapılandırdık, geliştirdik. O anlamda hareket olarak da Önderliğimizin başlatmış olduğu Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’yla birlikte yeni bir stratejiye girdik, yeni bir mücadele evresine girdik. Bunun bizde yarattığı heyecan, bunun bizde yarattığı bilinç, bunun bizde yarattığı kararlılık ve iddia her zamankinden daha çok. O anlamda 8 Mart’a daha büyük anlamlar yükleyerek giriyoruz. Çünkü kadınlar örgütlendikçe varlığını, kendi olma bilincini, kendi özgürlük kararını verebilir. Bu mücadele tarihimiz hep böyle örüldü ve bugüne de geliyor. Önderliğimiz mektubunda bunu çok net ve somut koyuyor.
 
8 MART BİR DİRENİŞİN KAZANIMIDIR
 
Kadınların direnişi ve kadınlar direnirken hep kendi tarihin bilincine varmaları gerektiğini, önceki tespitlerde vardı. Önderliğimizin şunu hep bize söyledi; kadınların bir kölelik tarihi var. Nasıl köleleştirildik, nasıl elimizdeki oluşturduğumuz değerleri, bütünlüklü değerleri nasıl bize kaybettirdiler? Ve nasıl kastik katil, erkek egemen zihniyet nerede ve nasıl kendisini oluşturdu? Çünkü bu bilmemiz gereken bir tarih. Bilelim ki özgürlük tarihimizi de nasıl oluşturacağımızın bilincini oluşturalım. Bir bu boyutu, bir de tabii ilk çelişki olarak Önderlik koydu. Toplumsallığın ilk çelişkisi, erkek egemenlik sistemi. Önderlik önceden de şunu söyledi, ilk sömürülen ulus kadındır. İlk ezilen ulus kadındır. Tüm değerleri, iradesi, bilinci elinden alınan kadındır. O yüzden de mücadeleyi bu stratejinin üzerine oturturdu.
 
Kadın özgürleşmeden, kadın kendi olmadan toplumsallığın özgürleşmesi mümkün değildir. Çünkü bir bütündür. İlk anacıl toplum kadın etrafında oluştu. İlk komün, komünal, kolektif dediğimiz kadın etrafında oluştu. İlk oluşan toplumsallık, kadın etrafındaysa ilk özgürleşmesi gereken ve mücadeleye öncülük edecek kadının kendisidir. Bu kadar tarihsel bir derinliğe sahiptir. İlk çelişki de cins çelişkisidir. Bu diğer hareketlerin, diğer ulusal kurtuluş hareketlerinin, liderlerinin de tarihte çok belirlemeleri var. Bu belirlemeler tümüyle elbette ki yanlış değil ama yetersiz. İlk çelişki kadın erkek çelişkisi olarak ele alınmazsa, cins çelişkisi olarak ele alınmazsa, ilk sömürülen kadın ulusu olarak ele alınmazsa halkların sorunları çözülemez. O anlamda Önderliğin ilk hareketi oluşturduğunda günümüze kadar bu strateji büyüyerek gelişiyor. Kendini yenileyerek geliştiriyor. Hep bir var oluşu oluşturuyor.
 
Dün stratejimiz neydi? Bu stratejimizi geliştirdik, dönüştürdük ve büyüttük ve onun üzerinde yürüyoruz. O anlamda bizim açımızdan tüm günler 8 Mart olmalı. Çünkü 8 Mart’ın kazanımı da bir direnişin kazanımıydı. Direnişi bugün örgütlülükle, felsefeyle bilinçle ördük. Ve direnişi bugün tüm kadınların sorunlarının ortaklığıyla ördük. Kadın sorununun hangi halktan olduğunun önemi yok. Çünkü sorunun kendisi ortaktır. Önderlik bizim mücadelemizin şimdiye kadarki direnişini büyük bir kahramanlık olarak hep tanımladı. Bu kahramanlığı toplumsallaştırmamız gerektiği üzerinde hep durdu. Ve bunu da yeni stratejimizde, yeni dönemin barış ve demokratik toplumsallığının yeni bakış açısı, yeni yöntemleri daha somutlaştırarak bunun adını komün olarak belirledi.
 
TOPLUMSALLIK EŞİTTİR KADIN VARLIĞI
 
Komünün de kadın etrafında ve öncülüğünde olacağını belirtti. O anlamda kadın kendi bilincine vardıkça kendisi olur. Kendisi oldukça kendi örgütlülüğünü oluşturur. Kendi örgütlülüğünü oluşturdukça bu toplumsallığa öncülük eder. Çünkü toplumsallık eşittir, kadın varlığıdır. O anlamda biz 8 Mart’ı böyle, bu içerikte ele alıyoruz.  Kuzey’de, Rojava’da, Avrupa’da ve diğer ülkelerde ve dağlarda bu direniş ruhuyla 8 Mart’ı kutladıklarını gördük. Bu çok önemlidir. Büyüyerek gelişen, bilinçlenerek gelişen bir mücadele var. Ve kadınlar artık eskisi gibi böyle egemenliklerin, hegemonik güçlerin, ulus devletlerin sundukları bazı vaatlerle kandırılamaz. Bilinçlenen bir toplum başka vaatlere göz dikmez ya da başka vaatlere gelmez. Çünkü kendi varlığını oluşturuyor.
 
Devam eden savaşlar bizi korkutmamalı. 21. yüzyıl kadın yüzyılıdır. Bunda biz iddia sahibiyiz. İddiamız amacımızdır. Amacımız yürüyüşümüzdür. O anlamda amacımızı hedef alalım, ona göre örgütlülüğümüzü belirleyelim. Örgütlülük çok kapsamlı ve çeşitlidir. Evinden tutalım mahallesine, sokağına, şehrine, iline, ilçesine. Buna çünkü kadının çok ciddi bir ihtiyacı var. Şöyle ihtiyacı var. Bin yıllardır kadın tümüyle dışlanan, tümüyle inkâr edilen, tümüyle yok sayılan, tümüyle hep böyle eklemlenen, birçok tabirler kadına yapıştırılmış, verilmiş ve ondan sınırlı bırakılmak isteniyor. Bunların hiçbiri kadının özüyle bağdaşmıyor. Kadındaki toplumsallık, kadındaki kapsayıcılık, kadındaki mütevazılık, kadındaki özgürlük, çok kapsamlıdır.
 
KADININ KÖLELİK TARİHİNİ BİLMEK 
 
Kadının kölelik tarihini bilmek. Öyle kölelik içselleştirilmiş ki onun farkında değil. O kadar sömürülen bir kadın gerçekliği kendisini buradan çıkartması için kendine şunu sorabilmeli. Benim durumum niye böyledir? Ben de insanım, ben de bir varlığım, ben dün neydim, bugün niye böyle oldum? Bunlar her birimizin kendisine sorarak, soruların peşine düşerek onlara doğru cevaplar bulmalıyız. Çünkü şöyle diyelim, her şey bu hegemonik sistem, kapitalist modernite, emperyalizm değildir. Şimdi her şeyi onlara mal edersek o zaman toplumsallık yoktur, kadın yoktur, insanlık yoktur.
 
Doğru yerden bakmak lazım. Kadınlar hep bir mücadele hâlinde olmuştur. Demek ki vardır. Niye mücadele ediliyor? Demek ki inkâr ediliyor. Niye hep bir direniş hâlindedir? Demek ki varlığı kabul edilmiyor. Bunlar o anlamda derinlikli olduğu kadar çok kapsamlıdır. Kapsamlı olduğu kadar da mücadelesi zorluklarla doludur elbette ki. Çünkü bu dünyada bu kadar kadın katliamları var. Bu dünyada kadın her gün onlarcası ve belki yüzlercesi katlediliyor. Ev içi şiddetinden tutalım, sokak şiddetinden tutalım, ölümlerinden tutalım. Bunlar bir yasa değişimleriyle tek olmaz. Hem de bu yönlü mücadeleler var.
 
Evet bu mücadeleleri verelim. Çünkü var olan yasalar da kadını kapsamıyor. Hukuksal olarak, anayasal olarak kapsamıyor. Kadını bir insan olarak, kadını bir varlık olarak, kadının bir hakkı olduğu yoktur anayasalarda, hukukta yoktur. O zaman biz mücadelemizi, bir yasal, anayasal dönüşüme dönük, bir de hukuksal olarak bunun mücadelesini köklü vermemiz lazım. O yüzden örgütlülük. Bunu 8 Mart vesilesiyle ve Önderliğimizin bildirgesi, tabii içeriği daha kapsamlı o anlamda hepimizin daha derinlikli anlamamız ve mücadeleyi her güne kavuşturmamız gerekiyor.
 
SİSTEM KENDİSİNİ YENİLİYOR
 
Bu savaş en uzun bir süreçtir. Önderliğimizin de tanımı. Ve bunlar da bugün hep dillendiriliyor. 3. Dünya Savaşı. 1. Dünya Savaşı’na benzemiyor, 2. Dünya Savaşı’na benzemiyor. Sistem de kendini yeniliyor. Kendi politikasına, stratejisine, çıkarlarına göre özü itibariyle. Şimdi Ortadoğu’da yürüyor bu savaş. Ortadoğu’nun merkezi de Kürdistan’dır. Gerçekten kadınlar olarak, tüm savaşlarda en çok katledilen kadın ve çocuklardır. O yüzden biz diyoruz kadın örgütlü oldukça bu savaşta kendini kurtarır. Bunda bizim mücadele tarihimiz ve deneyimimiz buna gerçekten somut örnektir. Dünya kadın hareketleri de bilir. Biz Rojava kadın devriminde bunu gerçekleştirdik. Uzun yıllar bu özgür dağlarda bunu gerçekleştirdik. Demek ki kadın savaşabilir, kadın mücadele edebilir, kadın kendi savunmasını yapabilir, kadın örgütlülüğünü oluşturabilir.
Hegemonik güçler, kapitalist modernite güçlerinin savaşları vahşettir. Toplumların kendi öz dinamiklerine dayalı bir öz savunma değildir. Bunlar da hegemonyalarını Ortadoğu’da ve dünyada hâkim kılmak, yaymak için bir vahşet yürütüyorlar. Bunun öncesi Gazze yerle bir edildi. Şimdi insanlık da buna karşı sessiz. Evet önemli eylemler oldu ama öyle bir sistem yürüyor ki halkların yürüyüşleri bile, protestoları bile, isyanları bile çok gündeme oturmuyor. O zaman bizim ne yapmamız lazım? Gündeme oturmak için demek ki daha etkili eylemler yapmamız lazım.
En somutunda biz kadınlar olarak, tüm dünya kadınları olarak dünyanın başına bela olmuş bir Trump gerçekliği var, bir Putin gerçekliği var, bir ne bileyim işte İsrail gerçekliği var, bir Türkiye gerçekliği var. Bunlara dünya kamuoyu nezdinde kadınlar olarak güçlü eylemler yapalım. Bu bir savunma refleksidir, bu bir başkaldırı refleksidir, bu savaşlara karşı tepki refleksidir. Bin kilometre uzaktan geliyor Ortadoğu’yu demokratikleştirecek. Nerede görülmüş, hangi akıl? Buradan böyle baksak bile evet bir İran rejimi, molla rejimidir. Kendi toplumunun üzerinde idam sistemini uygulayan ve kadınlar üzerinde bu kadar inkâr ve kapalı, vahşi, faşistçe uygulamalarda bulunan bir rejimdir. Bu rejim değişmeli. Ama bu rejimin değişmesi oradaki halkın iradesiyle olur, oradaki kadınların iradesiyle olur.
 
BU SAVAŞ HALKLARI KATLETMEKTE 
 
Bir Jin Jiyan Azadî serhildanları yaşadık. Bunlar bitmedi, öyle bir anda yaşadık, bir anda bitti değil. O yüzden Amerika’nın ve İsrail’in bu savaşı, bir kurtarıcı değiller bunlar. Onlar egemenliklerini büyütmek için, onlar kendi sistemlerini, sömürü ağlarını büyütmek için, Ortadoğu zenginliklerine el koymak için, yer altı, yer üstü zenginliklerine el koymak için ve günlerdir devam eden savaşta görüyoruz. Binlerce insan evinden, yurdundan, şehrinden, mahallesinden oluyor. Bu savaş bir yıkımdır. Bu savaş gerçekten halkları katletmektir. Ve en çok kadın, çocuklar burada katlediliyor. Dünya insanlığı da buna göz yummamalı. Bir iki gün savaşa karşı tepkiler gelişiyor, sonra bu artık normalleşiyor. Çünkü kendi argümanını oluşturuyor, kendi gerekçelerini oluşturuyor ve onun üzerinde saldırısını haklı olarak lanse ediyor. O yüzden ne Amerika’nın ne İsrail’in yürüttüğü hiçbir savaş halkların çıkarına değildir. Halkların zararlarınadır, kadınların zararlarınadır. O yüzden bu savaşı gerçekten durdurmak için, meşru görmediğimiz için mücadele etmemiz gerekir. İran halkları, Kürt halkı kendi kararını kendileri vermelidirler. Evet, o rejim değişmeli, o rejimi bu halklar değiştirmeli. O zaman demokratik bir sisteme kavuşabilir ki Kürt halkı olarak öyle bir yaklaşımımız söz konusu. 
 
ŞİMDİ KADIN ZAMANI
 
Bu dönem KJK hamlesini yeniledi; “şimdi kadın zamanı” olarak. Gerçekten tam yerinde bir şiar. Çünkü biz yoğun yürütülen savaş içinde sessiz kalmadan mücadele yürütmemiz lazım. O anlamda kadın zamanını doğru değerlendirerek, kadın her zamanı doğru belirleyerek, kadın her zamanını bir mücadele günü olarak ele alıp yaklaşmalı. O yüzden kadın zamanı. Bu kadın zamanı tek bir döneme ait değil. Her zaman kadın zamanıdır. Her gün kadın zamanıdır. O anlamda bizim yeni mücadele şiarımız kadın zamanı etrafında tüm günlerimizi eğitimleri yaygınlaştırarak, örgütlemeler geliştirerek, bilinçlenmeleri akademilerde geliştirerek ve savaşa karşı neler yapabiliriz diye sürekli tartışma hâlinde olmalıyız. Bunun sürekli planlamasını oluşturarak ve tüm kadınların Kürt Kadın Hareketi olarak da ve diğer kadın hareketleri olarak da zaman kaybetmeden Şimdi Kadın Zamanı’dır şiarı etrafında kendimizi yeni mücadele stratejimizde, felsefemizde, Barış ve Demokratik Toplum oluşumunda örgütlü ve bilinçli yer almamız için kendimizi katmalıyız.
 
O anlamda katliamların önüne geçmek de mücadele etmekle olur. Soykırımların önüne geçmek de mücadele etmekle olur. Bu savaşları durdurmanın tek yolu bilinçlenmek ve örgütlenmekle olur ama bunun ağları çoktur. Bu konferanslardır, bu toplantılardır, bu seminerlerdir, bu eğitimlerdir, bu protestolardır, bu yürüyüşlerdir ama böyle bir döneme ait değil. Kalıcı bir mücadele hâline dönüştürmeyi kendimiz için olmazsa olmaz yaklaşımı içinde olmalıyız. Önderliğimizin başlattığı süreci tüm kadın hareketleri olarak, kadın öncüleri olarak büyük bir ilham aldık, büyük bir moral aldık, büyük bir güç aldık. Önümüzde bir yol haritası var, önümüzde nasıl yapmamız gereken bir yaklaşım var. Bu ülkelerin demokratikleşmesi, bu ülkelerin demokratikleşmesi o devletlerden beklenmez. Bu ülkelerin demokratikleşmesi halkların mücadelesiyle, kadınların mücadelesiyle olur. Önderlik hep bunu vurguladı. Ne biz devletten bir şey bekleyelim ne de hep devleti gerekçe gösterelim.
 
NEWROZ BİR DİRENİŞ RUHUDUR
 
Şimdiden tüm halkların halkımızın onurlu ve direniş bayramı olan Newroz’u en içten duygularımızla kutluyoruz. Elbette ki biz halkların, hepimizin umudu, hayali ve mücadelesi tektir. Umut ve hayalden ibaret değil. Mücadelesi Kürt ve Kürdistan halklarının ve Ortadoğu halklarının gerçekten özgürce yaşayabilmesinin mücadelesini yürütüyoruz. Ve tüm günlerimizin bir bayram havasından geçmesinin mücadelesini yürütüyoruz. O yüzden Newroz bir direniş ruhudur. Newroz bir başkaldırı ruhudur. Newroz gerçekten bir isyan ruhudur. Newroz bir kendi olma ruhudur ve bir özgürlük bayramıdır. O anlamda heval Sema’nın eylemi bunu ifade ediyor. 8 Mart’tan Newroz’a bir köprü olacağım. Kadın mücadelesiyle halkların mücadelesini birleştiren ve direnişe direniş katan, bayrama bayram katan, örgütlülüğe örgütlülük katan. Yine burada öncü kadındır. O anlamda Önderliğimizin başlatmış olduğu süreç bir yılı geçti. Bizler açısından büyük bir aydınlanmayı geliştirdi. Aydınlanmanın yanında da büyük bir mücadele aşkını geliştirdi.
 
Önderliğimizin fiziki özgürlüğü olmazsa olmaz mücadelesinde artık bir bedene ve bir beyne dönüştürmemiz lazım. Biz kadın hareketi olarak da bizim mücadelemizin esası, seyri, yönü Önderliğimizin fiziki özgürlüğünün sağlanmasıdır. Önderliğimizin çalışabilir, özgürce tüm kesimlerle direkt bağlantı içinde olabilir. Önderliğimiz herkesle düşüncesini tartışabilir, koşullarının kesinlikle olmazsa olmazdır. Biz bu perspektif etrafında, bu perspektifi esas alarak Önderliğimizin fiziki özgürlüğünü sağlama üzerine mücadelemizi büyütüyoruz. Nerede olursak olalım çünkü Önderliğimiz bu kadın hareketinin, kadınların önderliğidir. Bu halkların önderliğidir.
 
ÖNDERLİĞİMİZİN PARADİGMASI TÜM HALKLAR İÇİNDİR
 
Önderliğimizin geliştirdiği ideolojik, felsefik, paradigma tüm halklar içindir. Tüm halklar okudukça kendini bu paradigmada görüyor, bu felsefede görüyor, bu ideolojide görüyor. Bir tek Kürt halkı değil. Evet, Kürt halkının önderliği ile oluştu ama bugün evrenselleştik. Tüm halklar Önderliğimizi okudukça gerçekten ne kadar rahatladıklarını, onların düşüncelerini Önderliğimizin ne kadar bir sistematiğe kavuşturduğunu, bir halkların iradesine kavuşturduğunu, bir bilince kavuşturduğunu ve olabilirliğini somutlaştırıyor. Biz kadınlar olarak tüm meydanlarda, zaten başladı, renklerimizle, sesimizle, özgür irademizle, özgür düşüncemizle özgürce Newroz’a akabilmeliyiz. Akabilmeliyiz ki halkların iradesi kolektif iradeye dönüşebilmelidir. Bu bilinç ve bu heyecanla ve Önderliğimizin etrafında, Önderliğimizin fiziki özgürlüğünü sağlanmasını garantilemek, mücadeleyi büyütmektir. O anlamda Önderliğimizin de hem 8 Mart’ını hem direniş ve özgürlük bayramımız olan Newroz’umuzu kutluyor ve bu Newroz, Önderliğimizin Newroz’u olmasının, mücadelesini veriyoruz ve tüm halkların, kadınlarının direniş bayramını şimdiden kutluyorum.”